Sivas escort Kocaeli masaj salonu

escort istanbul istanbul escort istanbul escort bayan

HABER AKIŞI

Fatih’i şiirlerinden tanımak

 Tarih: 13-05-2019 10:39:39
Konuk Yazar-Yavuz BAHADIROĞLU

“Aşk nakdi bir hazînedir ona yoktur zevâl,

Mâlik olan Avniyâ, bir gence gencûr istemez.” (Avnî-Fâtih)

Şiirlerinde “Avnî” mahlasını kullanan İstanbul fatihi diyor ki: “Ey Avnî! Aşk, yok olmayan ve tükenmeyen bir hazinedir/ Ona sahip olan başka hiç bir hâzinenin; sahibi olmak istemez!”.

Anlaşılıyor ki, Allah aşkı, Fâtih’in dünyasında bitmez tükenmez tek hazinedir. O aşka “giriftar” olan, padişahlığa onu tercih eder.

Nitekim kendini padişahlıkta değil, Ak Hoca’nın dergâhında arıyor. Lisan-ı münasiple kovuluyor, fakat yine gidiyor. Bir defasında, şeyhinin huzuruna çıkıp, “Padişahluk ayruk bana bârdır (yüktür), beni halvete koyup (dersine alıp) irşad eyle” demek suretiyle dervişliği padişahlığa tercih ettiğini belirtiyor; Allah’a “kul”olmayı her türlü dünya nimetine, sefaya tercih edebiliyor. 

Bunu ancak ezelî aşkın şuuruna varabilenler yapabilir. Bugünkü akılla anlamak bile zordur. Nitekim anlaşılamamış, özellikle “cehalet”ini “cesaret”e dönüştürenler tarafından, şiirlerindeki tüm “mecaz” ifadeler envai çeşit iftiraya konu edilmiştir.

Biliyorsunuz, Fatih Sultan Mehmed, divan sahibi bir şâirdir. Ama asıl özelliği, şair olması değil, edebiyatı ebediyetle buluşturup İslâm’ın “ezeliyet” sırrına ulaşmasıdır!

“Bir şâha kul oldum ki, kulu Şah-ı Cihan’dır/ Bir Şah’a kul oldum ki, cihân ana gedâdır” mısralarında billurlaşan “kulluk” şuuru padişahlık gururunu dâimâ törpülemiş, padişah olmaktan çok “Padişahlar Padişahı”na “kul” ve kullukta “kül” olmayı seçip orada huzur aramıştır…

Tam bir “Allah dostu”dur: Gücünü imanından almış, “Allah aşkı”nı engin bir vecd içinde bütün benliğine yerleştirmiş ve “sevda” şiirlerinde bile O’nu hissettirmiştir.

“Hoş gören âkil fena tavrını şühret gözlemez,

Künc-i uzlet isteyen kendüyi meşhur istemez”…

Yaklaşık olarak şu: “Aşk yüzünden düştüğü halleri hoş gören akıllı kişi, şöhret peşinden koşmaz/ Kendini yalnızlıkta arayan, meşhur olmak istemez!”

Unutmayalım, bunları söyleyen, sıradan bir şair değil (hoş şair zaten “sıradan” olmaz) emsalsiz bir cihangirdir. Üstelik hayatının henüz baharındadır. Beşerî zevklerin doruğunda olması gereken yaşta dünyanın sayılı önderleri arasına girmiş, dünyaya kendini kabul ettirmiştir. 

Her türlü imkâna sahiptir. Böyleyken, bütün rütbe, makam ve şahsî itibar materyalini Allah sevgisine feda edip uzlete ve dervişliğe, yani “Bir lokma, bir hırka”ya talip olmak, bugünkü insanın kolay idrak edebileceği bir durum değildir.

Fâtih, mecazın maverasında aslî kıymetle buluşmuş. “fena” sınırını geçip “beka”ile hemhal olmuştur.

Şiirlerinde aradığı şeyin fani lezzetler olmadığı çok aşikârdır: O “ezel ve ebed”sırrını arayan bir “Hak âşığı”dır!

“İzze olma dil-berâ hüsn ü cemâle kıl vefâ,

Bâki kalmaz kimseye nakş u nigâr elden gider.”

Bu mısraları, ancak, tüm beşeri imkânları günün birinde kaybedeceğine inanan bir mü’min hissiyatı yazabilir. O gün gelmeden dünya nimetlerini elinin tersiyle itmenin, özellikle devlet yöneticileri açısından, zaruret saymak, tam bir olgunluktur. 

Bunu peşinen kabul eden yöneticilerin hata yapma ihtimali son derece azalır. Bu inanç sayesinde yönetici, yönetim makamından “kul” makamına yükselir ve orada diğer kullarla kendini eşitler!

Fâtih budur! Hocası Ak Şemseddin, şanlı talebesinin bu meziyetlerini ve mazhariyetini okuduğu için, Ayasofya’da kılınan ilk Cuma namazında, onu “Fisebillâh mücahid” ilân etmiştir. Cehalet bunları bilmeden ahkâm kesiyor. Neymiş efendim, “Fâtih, insanlara ‘kullar’ diyor”muş?

“Osmanlı’da kulmuşuz, Cumhuriyetle millet olmuşuz!”

Osmanlı’daki “kul” kavramının “İnsan” anlamına geldiğini bilmiyorsanız, susacaksınız! 

“Kime yâr olam cihân içinde yârum var iken,

Kime kul olam o şâh-ı tâcdârum var iken?” (“Avnî”). 

  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
HABER ARŞİVİ
LİNKLER
Yukarı