HABER AKIŞI

Evlerimizi, yemeklerimizi, şerbetlerimizi geri istiyoruz!

 Tarih: 17-05-2019 10:10:11
Konuk Yazar-Yavuz BAHADIROĞLU

Eski Türk yemekleri üzerine çalışmalar yapan dostum, altı bin civarında yemeğimizle yüz çeşide yakın şerbetimizin formüllerinin kaybolduğunu söyledi.

Beş bin senelik Türk tarihi içinde “daha dün” denebilecek kadar yakın bir zamana kadar yaşayan Osmanlı ceddimizin bile dillere destan mutfağından geriye birkaç çeşit kaldı. Hangi balığı nasıl yaptıklarını dahi bilmiyoruz (şükür ki Fatih Sultan Mehmed’in balık ve yumurta sevdiğini biliyoruz).

Tadı güzel, içimi keyifli, hararet alan ve sağlığa faydalı olan envaiçeşit şerbetimizi unutup kendimizi Amerika’nın içimi zor, son derece sert ve zararlı “cola”sına mahkûm ettik.

Lâhmacunumuzun, envaiçeşit etli ekmeklerimizin yerine “pizza”yı, “Hamburger”i ikame ettik. 

Hiçbir millet kendi kendisine bu kadar derin bir ihanetin içinde olmaz. Biz bunu yaptık: Kendi kendimizi şaşırttık! Şimdi şaşkınları oynuyoruz!

Mahallemiz gitti…

Yüksek tavanlı, müstakil bahçeli evlerimiz gitti…

Meyve ağaçlarımız gitti…

Bahçe muhabbetlerimiz gitti…

O muhabbete eşlik eden yemeklerimiz ve yemeğe göre seçtiğimiz şerbetlerimiz gitti…

Çay-kahve keyfimiz gitti, yerine tuhaf kahveler geldi: “Gâvur işi” olsun da ne olursa olsun!

Taklitte varlık aramanın, kendini bulmakla ilgisi olmadığını neden sonra görecektik, ne var ki, bunun dönüşü o kadar da kolay değildi.

Şimdi hafiften pişmanlık devrindeyiz: “Yatay mimari” demeye başladık, ama gideni geri getirmek ne mümkün?..

Ancak ağıt yakabiliyoruz!

***

Güzel âdetlerimiz, geleneklerimiz, göreneklerimiz vardı. Tanzimat sürecinde düştüğümüz “Batılılaşmasendromu” bizi bizden kopardı: Âdeta “mazisiz” bir millet olduk…

Bizim gibi beş bin yıllık tarihle birikmiş büyük bir geçmişe sahip bir milletin Tarihsiz Amerika’yı taklit etmesi ne büyük bir dram!..

Kısacası biz zengin birtarihintalihsiz çocuklarıyız!

Başkasının yürüyüşünü taklit edelim derken, kendi yürüyüşümüzü unuttuk, ayaklarımız birbirine dolaştı, yüzükoyun kapaklandık!

Artık görkemli yüksek binaların hücreyi andıran “daire”lerinde yalnızlığımızı yaşatmaya çalışıyoruz.

Büyük şehirlerde komşuluğu, hatta akrabalığı unutalı çok oldu. Kimse kimsenin “külüne muhtaç” değil: Zaten herkes kaloriferle ısınıyor!

İstanbul Belediye Başkanı adaylarının neden bunların üzerinde hiç durmadıklarını bilmiyorum.

Eski İstanbul’daki yiyecek-içeceklerden tutunuz, komşuluk ilişkilerine, mimariye, mahalle kültürüne kadar pek çok şey yeniden “inşa” ve “ihya” edilmeyi bekliyor.

Bize “daha mutlu bir İstanbul” vadeden yok mu?

  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
HABER ARŞİVİ
LİNKLER
Yukarı